6 Ağustos 2012 Pazartesi

Ne Alex'le, Ne Alex'siz...


Öyle bir problemden bahsediyoruz ki, bu sezon çoğu kez bir çok Fenerbahçe taraftarının milyon kez kendine yönelteceği fakat bir türlü içinden çıkmayacağı bir sorunsaldan bahsedeceğiz. Alex ile devam edilmeli mi? Yoksa Alex'siz sisteme yavaş yavaş geçilmeli mi?

Mehmet Topal, Krasic, Kuyt, Salih, Egemen, Hasan Ali Kaldırım ve Yobo... Yapılan transferlere baktığımızda birbiriden kaliteli gerek yerli, gerek yabancı oyuncuları kadromuza kattık. Egemen ve Hasan Ali hamleleri ile Milli Takım defasını takımızda kurduk. Emre'nin gidişi sonrası Emre'yi aratmayacağı söylenen Mehmet Topal'ı ve ileride Fenerbahçe'ye çok şey kazandıracağını düşündüğümüz Salih'i takıma kattık. Bunlar, işin kaliteli yerli kısmı. Bir de gelen yabancılar. Kalitesi ve düzgün kişiliği ile 'bu takımın' adamı dediğimiz ve tam bir istikrar abidesi olan Kuyt, son 2 yıldır 'liseli aşıklar' gibi peşinden koştuğumuz Krasic ve son 2 yıldır takımımızda kiralık oynayan ve kanatimce, Fenerbahçe'nin yeni Uche'si olan Yobo'yu bonservisi ile takıma dahil ettik.

"Ne Alex ile Ne Alex'siz..." başlıklı yazı da transferleri yazmanın ne anlamı var diye siz kendinize sormaya başlarken ben direk cevabı vereyim istedim. Bu sezon yapılan hamleleri tek tek gördüğümüz de Aykut Kocaman'ın aklında oluşturduğu sistemi daha net görmenizi istedim. Yani resmen büyük açıdan bakalım istedim. Aykut hoca, yıllardır Fenerbahçe için düşlediği 4-3-3 sistemini bu sezon hayata geçirmek adına adımlar attı. Başta; Yıldızının bir türlü barışmadığı ve hatta bir kaç kez üzerine yürüdüğü iddia edilen, orta sahanın dinamosu ve takımın en büyük kozunu Emre Belözoğlu'nu takımdan gönderdi. Aykut hoca, takım içerisinde kendi egemenliğini kurup, kafasındaki Fenerbahçe'yi hayata geçirme peşinde. Bu hayalini de hayata geçirir iken önünde "problem" olarak gördüğü faktörleri takımdan ayırma niyetinde. Emre ise bu gelişecek ayrılıkların ilk halkası oldu.



Ve Aykut Kocaman & Alex gerçeği. Şunu net olarak söylemeliyim ki adı geçen iki müthiş insanın birbirlerinden hazettiklerini söylemek çok hayalcilik olur. Aykut Kocaman'ın Young Boys hezimetinden öncesinde ve sonrasında Alex'siz sistemi hayata geçirme çabası, hüsran ile sonuçladı ve Fenerbahçe AVRUPA'YA gidemeyerek bu çabanın kurbanı oldu. İlk geldiği günden bu yana Alex'siz sistemi hayata geçirmek adına çalışmalar yapan Kocaman, bu sezon yukarıda saydığımız hamleleri ile "Bu sezon Alex'i ara sıra şans vereceğiz" mesajını çok net verdi.

Tabii bahsettiğimiz oyuncu 35'e merdiveni dayamış ve artık 40-50 maçlık sezonun tamamını kaldırması oldukça güç görünen Alex de Souza'dan bahsediyoruz. Aykut Kocaman'da olaya realist bir açıdan bakarak yorumluyor. En başta da belirttiğim gibi 4-3-3 sisteminde hocanın problem olarak gördüğü her ismi takımdan ayıracak/harcayacak gibi duruyor. Aykut Kocaman'ı en çok sevenlerden biriyim. Her zaman adamlığı ile ders vermiş ve teknik adam olarakta gün geçtikçe kendini geliştirdiğini de düşünüyorum. Fakat hocanın "imparatorluk" kurma cabası ise beni benden alıyor. Var olanı değil, yeniden yaratma çabası/hırsı yüzünden bir çok isim ile ters düştü/düşecek gibi görünüyor. Tabii; bir teknik adamın kendi mantalitesini takımında oluşturma isteği kadar doğal bir durum yok. Fakat yapıcı olmak gerek. Yanii var olan yapıyı tamamen yıkarak değil, restore edip üzerine ekleyerek bir şey yapılmalı. Aykut hoca ise -gördüğüm kadarıyla- , imar etmek istediği binayı yıkıp, yeni baştan yaratma çabasında. Bu iyi bir şey mi, hayır. Fenerbahçe kariyerinde kırılmadık rekor bırakmayan ve tahmini olarak şunun şurasında son sezonunu geçiren adamı küstürerek, üzerek göndermek ne şanlı Fenerbahçe tarihine yakışır ne de Aykut Kocaman'a...

İşin bu noktasına kadar "Alex'siz bir takım düşünülemez" izi bırakmış olsam da ; İstatistikler de beni doğrular nitelikte. Alex'siz bir Fenerbahçe'nin son yıllarda oynadığı kaç maçta galip geldiğini veya Alex'siz kaç maçta Fenerbahçe'nin -gerçek- futbolunu oynayabildiğini araştırsak, sonuç hüsrandan öte vahim bir hal alır. Demek istediğim, hayalleri varsa Aykut Kocaman'ın Fenerbahçe üzerinde bunu Alex ile yapmalı. Aksi takdir de heykelini dikmeye hazırlandığımız adamın, hüznü ve mutsuzluğu ile o heykel enkazının altında kalır ve Fenerbahçe varolduğu sürece o hüzün, acıya dönüşür. Dediğim gibi; Görüşler ve fikirler farklıdır. Kimine göre Alex'siz olmaz, kimine göre Alex'siz olmak zorundayız. Velhasıl, "Ne Alex, Ne Alex'siz.."

Hiç yorum yok: