31 Aralık 2012 Pazartesi

2013 Kehanetleri

Bu yılbaşında evdeyiz! Kola+çerez+ tv kombosuyla yeni yılı karşılayacağız. E tabi bir de olmaz olmazımız Victoria Secret Fashion Show! Meleklerle yeni yıla girmek diğer tv programlarından daha eğlenceli olur gibi.

Bu arada eskiden bant kaydı konserler yapılır, sanatçılar her kanalda gözükürdü. Allahtan artık bunun tutmadığı fark edildi de o saçmalıktan kurtulduk.

Neyse konuya gelelim. Yeni yıldan herkesin bir beklentisi var. Kendim adıma yarın bugünden farklı olmayacak, çokta anlamsız geliyor bu muhabbet. Belki de sevdiklerim yanımda yok diye bilemiyorum. Yeni yılda beklentilerimi sıralayacam şimdi daha doğrusu kehanetlerimi! Bakalım yıl sonunda ne kadarını tutturabilmiş olacağım :)

1- Sezon sonunda Fenerbahçe şampiyon olur, Aykut Kocaman istifa eder! (bu sefer temelli!)
2- Ayrıca Fenerbahçe Avrupa Liginde çeyrek finalde elenir!
3- Galatasaray Schalke eşleşmesi penaltılarda sonuçlanır Melo penaltı kaçırır GS elenir!
4- Gol kralı yine Burak Yılmaz olur!
5- Bursaspor ligin ikinci yarısında büyük bir çıkış yakalar!
6- Şenol Güneş sezon sonu istifa eder.
7- Almanya'da Bayern Münih şampiyon olur.
8- İngiltere'de City geriden atak yapar ve bir kez daha United'tan şampiyonluğu alır.
9- İspanya'da Barcelona haftalar öncesinden garantiler, Messi rekorlar kırmayı sürdürür.
10- Real Madrid'te Mourinho sezon sonu ayrılır.
11- Ronaldo 2013'te bağları koparır en kötü gelecek sezon sonu gider.
12- Falcao beklenenin aksine İspanya'da kalır Real Madrid'e imza atar. Partneri Sergio Agüero olur.
13- İtalya'da Juve yeniden şampiyonluğu alır Napoli sert bir düşüş yaşar.
14- Fransa'yı PSG kazanır İbra yılın adamı seçilir.
15- Portekiz'de Porto bu sefer Benfica'ya geçilir.

16- Şampiyonlar Ligi'ni Bayern Münih kazanır.
17- Avrupa Ligi'ni kim kazanır tahmin etmek zor ama Dnipro dikkat çeker!

Futbola dair kehanetlerim bunlar. Daha fazlası elbette yapılabilir ama yıl sonu değerlendirmesinde oran düşürmeyelim:)

Herkesin yeni yılı kutlu olsun  her şey gönlünüzce olsun Francesco Totti Blog okuyucuları. Bu yıl içerisinde  okuyan, destek veren, eleştiren herkese teşekkürler. Ayrıca bloga konuk yazar olanlara ayrıca  bir teşekkür ve yazıları paylaşan daha çok kişiye ulaştıranlar BİY ağı ve Tribün dergi..

 Mutlu yıllar millet. Akşam evdeyseniz melekleri kaçırmayın derim. 
Not: Yanında sevgilisi olan izlemesin, illa izleyecekse ağzının suyuna dikkat :)

26 Aralık 2012 Çarşamba

EPL & Noel

Premier Lig'te son 20 yılda noele lider giren takımların 9u sezon sonunda şampiyon olmuş! Son 3 sezonda bu oran %100 ve  bu sezonu dahil etmemiz gerekiyor gibi gözüküyor. Zira Manchester United az önce sona eren karşılaşmada Newcastle karşısında 3 kez geriye düşmesine karşın son dakikada bezelyenin golüyle 4-3kazandı ve City kaybedince fark 7ye yükseldi. ManU'nun bu balını napacaz bilmiyorum ama sonuna kadar böyle gitmeyeceği kesin. Bu sezon tam 11 kez  geriden gelip kazanmışlar. Allahtan 2012 bitmek üzere!

Bu arada grafikte görünce tekrar aklıma geldi de Blackburn'un bile EPL'de şampiyonluğu var Liverpool'un yok! Artık şu takımı bırakın da biraz yalnız yürüsün be abi :(

25 Aralık 2012 Salı

STSL İlk Yarı Takım ve Oyuncu İstatistikleri

Spor Toto Süper Lig'de ligin ilk yarısı Galatasaray'ın liderliğinde geride kaldı. Devre arası başlarken ilk yarıda göze çarpan oyuncuları ve takımların iyi yönlerini görmek adına istatistiklere bir göz atalım. Bu konu da memleketin büyük bir açığını kapatan ve çoğumuzu tek tek istatistik çıkarmaktan kurtaran MatchStudy'e de teşekkürü eksik etmeyelim. Yaptıkları cidden büyük bir eksikliği giderdi ve bence ülkede futbol konusunda bilgilenmeyi kolaylaştırdı. Belki bundan daha fazlası tvlerde boş boş sallayanların önüne argüman koymamızı kolaylaştırdı.


Grafiğin üzerine tıklayarak büyütebilirsiniz!
İstatistiklerin kısaltmaları aşağıda yazıyor ama bir kaç konuya biz ayrıca değinelim. 

Savunmada en az topla oynayan takımlar Galatasaray ve Fenerbahçe. Bu iki takımın yanı sıra Şhota ile total futbol deneyen Kasımpaşa ve onun bıraktığı sistemi yeni hocasıyla fazla değiştirmeyen Kayserispor var.

Orta alanda en çok topla oynayan takım açık ara Galatasaray. Hücum bölgesinde Ersun Yanal ile bu sezon iyi bir grafik çizen Eskişehir spor en isabetli oynayan takım. Bu konuda en başarısız takım ise Akhisar!

Topa en çok sahip olan takım yine sarı kırmızılı ekip olurken bu konuda ilk beşte yer alan takımlar arasında en ilginci Mersin İdman Yurdu. Başarısız bir ilk yarı geçiren Mersin'de oynanmak isteyen oyun sahaya yansıdı belki ama 3. bölgede sadece Nobre'ye bağlı olmaları onları başarısız kılan etkenlerden birisi oldu.

Ligin pasla oynama oranı en düşük takımı Rıza Çalımbay'ın Sivasspor'u. Erman, Aatıf, Grosciki gibi oyuncularla daha çok dribling üzerine oyunu kurmaları pas konusunda eksik kalmalarına neden oldu. Aslında oyun planları da zaten tam olarak bu gibi ama Eneramo'nun geçen sezonlara oranla formsuz oluşu dalgalı bir grafik çizmelerine neden oldu.

Fenerbahçe 17 maçlık periyotta hücum konusunda sıkıntılı gözükse de cza alanı içinde oynama konusunda Beşşiktaş'la birlikte ligin en iyisi durumunda. Siyah beyazlılar bunu şut miktarı ile desteklerken Fenerbahçe şut çekme konusunda rakiplerinin gerisinde kalmış. Hücumda üretememek ve net pozisyonların bulunamaması bir kenara şut denemesinin az olması Fenerbahçe'nin kötü durumunun sebeplerinden birisi olabilir. Ayrıca atılan şutlarda da isabet oranı oldukça düşük! Ligin en kötü şut isabet oranına sahip 4 takımı: Fenerbahçe, Elazığspor, Mersin İdman Yurdu ve Akhisar.. Durum yeterince açık sanırım.

Fenerbahçe'nin hücumda kötü olmasının sebeplerinden birisi de ligde orta alanda en çok yan pas yapan takım olması! Bunu en az yapan takım ise bir kaç satır yukarıda bahsettiğim gibi oyunu pas üzerine kurulu  olmayan Sivasspor.

Oyuncu istatistikleri
Grafikte totalde en çok pas atan oyuncular ve hücumda pas kullanan 10 oyuncu mevcut. Tello'nun zirvede yer alması oldukça ilgi çekici. Beşiktaş'a ilk geldiğinde sol açık  olarak kullanılmış zaman zamanda forvet arkasında görev almıştı. Daha önce bol bol sol bek oynamışlığı da var. Eskişehir'de bu sezon Ersun Yanal ondan orta sahada verim almaya başladı ve bu aşı oldukça tutmuş gibi gözüküyor. Dede'nin bu yaşında bu kadar efektif kullanılması da sistem ve teknik adam başarısı diyorum. Selçuk İnan'ın listede yukarılarda olması şaşırtıcı değil elbette.  Ligin en çok pas yapan takımlarından birisi olan Mersin'den iki oyuncu var. 

Hücumda ise Bursa bu sezon sallantıda olsa da geçen sezon kaldığı yerden devam eden Battala zirvede. Alex'in ayrılmasının ardından hücumda her işi yapan Kuyt ikinci sırada. Ligin sürpriz takımı Antalya'nın en karlı transferi Aissati de listede dikkat çekiyor.
Orta alanda pas yapanlar zaten genel pas anlamında lider oyuncular. Rakipten top çalma konusunda ilk sırada enteresan bir isim var: Yalçın Ayhan! Biz Yalçın'ı genelde hataları ve rakibi kaçırmasıyla biliriz ancak o bu sezon savunmada çok sağlam duruyor. Gençlerbirliği'nin genç ismi Aykut'ta yakın zamanda büyüklerin yolunu tutacak gibi. Ordulu Ali Çamdalı ise bu sezon beni olumlu anlamda şaşırtan isimlerden.
Ceza sahasına en çok top gönderen adam Ordulu Umbides. Galatasaray'ın henüz istediği verimi alamadığı Amrabat'ta bol bol orta açanlardan. Bu listede en çok dikkat çeken isim Gençlerbirliği'nin sol beki Tosic! Bu sezon oynadığı oyunla herkese parmak ısırttı. Muhtemelen ligin en iyi beki durumunda! Türk olsa bonservis bedeli rekoru kırılabilirdi onun için.. 

Ceza alanında en çok topla buluşan isim sürpriz şekilde ligimize gelen Kalu Uche! Uche gibi La Liga'dan gelen ve kalitesini kısa sürede ispalayan Webo'da onun arkasından ikinci sırada. Fenerbahçe'nin en çok topla buluşturduğu adam ise Kuyt. Bu isim Kuyt yerine Sow olabilseydi her şey daha farklı olabilirdi...
Bu sezon ceza sahasında en çok mahkum oynayan takım Gaziantep'in iki stoperi de bu listede. FB ve GS'dan oyuncu olmaması da onların iyiliğinden mi kötülüğünden mi pek çözemedim açıkçası!

Son dönem futbolunun en önemli verilerinden birisi de ''savunma ribaundu''. Dönen topları toplama konusunda Orduspor'un fark yarattığını söylemek çokta yanlış olmaz. Sezon başında onları başarılı kılan etkenlerden birisi de buydu sanırım.
Hücumda dönen topları toplamak baskıyı artırmak ve takımın daha az yorulması anlamına gelir ama ligimizin bu konuda çok iyi olduğunu söyleyemeyiz.  Ligde bu konuda birisinin adını vereceksek o isim İBB'li Holmen olurdu. Bu sezon da açık ara zirvede. Büyükler artık onu mutlaka görmeli  diyorum.. Her şey isim değil ya da pahalı bonservis bedeli...
Hücum planı dirbling üzerinden kaleye gidip şut atmak olan Sivasspor en çok şut atanlar listesinin ilk 3 sırasına 2 oyuncu sokmuş durumda. 30 metreden veya 3 metreden sürekli dağlara taşlara vuran Almedia'da vurmaktan vazgeçmiyor. Kafasına atmak daha mantıklı gibi! Listede olupta forvet olmayan isimlerse: Erman, Battala ve Olcan...

Şu istatistiklere bakınca ligin ilk yarısı hakkında daha fazla fikir sahibi olduğumuz kesin. Başarılı olanların neden başarılı ya da bekleneni veremeyenlerin neden bu durumda olduğunu da şu grafiklerden bir derece anlamak mümkün. İstatistik çok şey sağlar ama her şey değildir. Yazı biterken Sir Alex Ferguson'un o sözü ile bitirelim: ''İstatistik mini etek gibidir. Çok şey gösterir ama asla görünmesi gerekeni göstermez!''

Not: İstatistikler ve grafikler matchstudy.com'dan alınmıştır.

Aykut Kocaman

"Bizim gibiler için burada uzun yıllar futbol oynamış ve bu formanın prestijinden ve klasından yararlanmış kişiler için zirve burasıdır. Burayı yaşadım; ancak açıkçası bunu devam ettirecek gücü kendimde bulamıyorum. Bu maçla birlikte Fenerbahçe'deki görevime son veriyorum.''

Bu sözlerle veda etti Aykut Kocaman Fenerbahçe'ye... 2,5 yıl evvel takımın teknik direktörü olarak açıklandığında hissettiği duyguları resmetti son konuşmasında. Benim için zirve burasıydı ve bu bir işten öteydi dedi. Bunu sadece bir iş olarak görmemişti göreve başlarken bu onun rüyasıydı ama sadece bir iş olmadığını anlaması çok uzun sürmedi. Emenike transferi yapılmış yenileri ile beraber kafasındaki takımı planlarken bir anda işler değişiverdi. Aziz Yıldırım'ın hapse girmesi ile birlikte sadece bu takımın teknik direktörü değildi ve bu gerçek manada bir iş olmaktan çıkmıştı onun için. Yeri geldi başkan oldu yeri geldi basın danışmanı yeri geldi taraftarın sesi...

Hayalini kurduğu kadro bir yana elindekileri de bir bir  kaybetti. Yerlerini doldurmak için çok vakti yoktu üstelik yeni oyuncular almak için onları bu takımın ligde kalacağına inandırması da gerekiyordu. Basında her gün takım düşürürken  o takımı zirvede  tutmak için uğraşıyordu. En önemli maçları öncesi açıklanacağı söylenen cezalar, çarşaf çarşaf gazete manşetleri ve iki de bir Fenerbahçe'nin başına ineceği konuşulan UEFA sopası!! Maçlardan önce rakibi ve yapmaları gerekeni anlatmak yerine oyuncuları teselli etme inançlarını koruma görevini üstlenmişti. Akşam yastığa kafasına koyduğunda düşündüğü bir sonraki maç değil yarın uyandığında hangi ligde olacakları sorusuydu... Sessiz sakin bir hayatı varken bir anda basın ordusunun önünde manalı sorulara cevap verme görevi ona düşmüştü. Ne yönetimden ne de başka bir alandan ona yardım elini uzatan olmadı. Tamamen yalnızları oynuyordu artık. Taraftar Aziz Başkanı kurtarma yürüyüşleri düzenlerken onun için ''Adam gibi adam'', ''Kocaman umutlarımızın sahibisin'' gibi sloganlar üretilmiş, taraftar onu böyle sahiplenmişti. Oysaki onun rüyası bu değildi ve bu unvanlar değildi istediği.. İşin özü 2 temmuz akşamı yattığında görmeye başladığı rüya sabah hayatının kabusuna dönüşmüş, hayatı kabusa dönmüştü!..

Bir sonraki yıl Fenerbahçe öyle veya böyle bunlardan sıyrıldı yeni bir sezona başladı. İstediği gibi gitmeyen bir şeyler vardı ama bunu anlamak hiç kolay olmadı. Basın toplantılarında her sözünü bir kaç kere tartıp söylediği için verdiği ince mesajlar kimse tarafından algılanamadı. Bir yılda bir çok insanı tımarhaneye sokacak kadar stres yaşayan adam artık yeni umutlara sarılmıştı.  Artık her şey sorunsuz olmalıydı ve yeni bir planla sıfırdan başlamak gerekliydi.

Olmadı...

Alex'le anlaşamadıkları zaten biliniyordu ama bu durumun üstü 3 temmuz sezonunda örtülmüştü. Sis bulutu dağılıp herkes önünü görmeye başlayınca bu sorun yeniden küllendi. Fenerbahçe sezona yine sorunsuz başlayamıyordu. Taraftar efsanesi Alex'e dokunulmasını kaldıramadı ve baş sorumlu olarak Kocaman'ı ilan etti. Bir sezon önce hak ettiği veya etmediği tartışılır şekilde ''adam gibi adam'', ''Kocaman ümitlerimizin sahibi'' denilen adam yerlere pas pas edildi. Sorun bir şekilde aşıldı ama takım rayına bir türlü oturmadı.

Alex'in ayrılmasından sonra takımda lider eksikliği gün gibi meydandaydı ama taraftar Alex'i gönderen adamı hedef seçmişti ve oyuncular bu konuda rahattı. Sahada hiç bir sonuca itiraz etmeyen, üzerinde taşıdığı formayı unutan adamlar twitterda göklere çıkarılırken bir sezon önce bu adamlarla dimdik yürüyen hepsini bir arada tutan adam Galatasaraylılarla birlikte yerin dibine sokuluyordu.

Aykut Kocaman beceriksiz bir teknik direktör mü? Yok hayır diyemem. Kötü ve kapasitesiz, vizyonsuz mu? Durum onu gösteriyor. Takımda kalmalı mı? Duruma bakılırsa gitsin evet.

Hatta daha ileri gidelim!

1. Oyuncularla sürekli problem yaşadı, huzur ortamını yaratamadı!
2. Kendi tarzına hiç yakışmayan Gamsız Cristian ile sözleşme uzattı ve gereksiz ısrar etti.
3. Cristian konusunda ısrarcı olurken aynı şansı diğer oyunculara vermedi.
4. Stoch zirveye çıkmışken satılmasına karşı çıktı ancak sonra onu da piyasa değerini de yerle bir etti. Ergende olsa idare edebilmeliydi.
5. Yeni transferlerden sadece Hasan Ali'den istenen verim alındı, Topal'ın sezon başı kıpırdanması dışında gelenler katkı sağlamadı. Geçen sezon 50 maça çıkan Egemen  bu sezon o performansının yarısını ulaşamadı. Kuyt oyun istikrarını sağlayamadı ama takımın kalanı berbat olduğu için sahada iyi gözükenlerden oldu.
6. Semih Şentürk'e ne yol verdi ne forma. Kendi aldığı Bienvenu ile de bir türlü yıldızı barışmadı yanlış yerlerde sahaya sürüp taraftarı ona karşı doldurdu!
7. Volkan Demirel  oldukça formsuzken ve takıma liderlik yapamıyorken onun performansını yükseltme adına bir çözüm üretmedi. Tek maçlık Mert hamlesi bile işleri farklı noktaya taşıyabilirdi.
8. Krasic'in alınmasından sonra yaşadığı sorunlara çözüm üretemedi. Sorun sadece fiziksel değildi ve mental kısmında da destek verilebilirdi.
9.
10.
 .
 .
 .

Olay böyle uzuyor gidiyor, sabaha kadar da yazarım gerisini AMA bir sorun var! Bunların bazıları onun hatası evet ama bu adam alayına yetişemez di mi? Yanında birileri olmalıydı, birileri destek çıkmalıydı. 

Kimdi bununla görevli kişi?
Ali Yıldırım!

Hani şu taraftarın sevmediği Alex'i gönderen isim denilen kara gözlüklü mafya tipli herif..
O herif gidince sorunlar ayyuka çıktı nedense..

Neyse konuyu uzatmayalım. Sonuç belli ve hoca suçlu. Ama ben yukarda suçlarını sıralarken çoğunluğun yaptığı gibi karakterine, insanlığına, bilmem neresine küfretmedim, ayaklarımın altına alıp sıradan bir adam yapmadım. Demek ki bunlar olmadan da eleştirmek mümkünmüş... Hani bizim efsanemiz ALEX ya! O Aykut diyerek iplemediğiniz herifte bazılarının efsanesi işte.. Alex'e kötü söz  söylenince dayanamayan anasına küfredilmiş gibi hisseden herif neden bunu başkasınınkine yapar ki?

Yapmayın işler bu kadar basit değil. İnsanın karakteri, saygınlığı yenilgi ile belli olmaz. Futboldur bu ve her zaman yenilgiler galibiyetler olacaktır bunun sonu yok. Bazen bunun sadece bir oyun olduğunu unutuyoruz galiba..

İkinci bir konu ise istifanın ardından dönmesinin ''karaktersizlik'' olarak adlandırılması. Hanımlar beyler kusura bakmayın ama bu karaktersizlik ise dünyada sağlam adam sayısı çok çok az. Sizler günlük hayatınızda defalarca sözünüzden dönerken adamsınız da Aykut Kocaman mı değil? Ha adamdır değildir beni asla kasmaz belkide çok kötü bir karakteri var ama mesele bu değil, hiç değil...

Üçüncü madde bunun ''danışıklı dövüş''  olduğunu iddia etmek! Senin tuttuğun takımda böyle şeyler yapılabiliyorsa eğer sen klavye başında bunları konuşma arkadaşım. Bunun yapanları indir oradan zira öyle bir kulübü kimse tutmak istemez. Bu işler bu kadar basit mi yani? Bunu söyleyen adamlar 3 temmuz muhabbetinde ''Dünya Fenerbahçe'ye düşman'' rüzgarına kapılıp komplo teorisi kuranlara baştan aşağıya söven adamlar! E işine gelince böyle, gelmeyince böyle öyle mi?

Aykut Kocaman gitmeli!

Hoca dönmemeli çünkü bu takıma verecekleri artık çok az. Eğer o döner bu takım sezon sonunda şampiyon olursa oyuncular hocaya en büyük küfrü etmiş olur!

Hoca dönmemeli çünkü başarısız olursa Aziz Yıldırım ve futbolcuların yükünü de o taşıyacak ve amiyane tabirle hayatının içine edilecek!

Hoca dönmemeli çünkü  bu takımın sorunu teknik direktör değilken taraftar suçu sadece ona yükledi ve kariyerinin en berbat dönemini geçiren Volkan'a hastaglar düzenleyip #1VolkandırFenerbahçe tarzı şeyler yazarak onları korumaya devam etti. Sen kalırsan aynı şey sürecek!

Hoca dönmemeli çünkü bla bla bla bunları yazmak bile canımı sıkıyor...

Yazı fazlasıyla dağıldı nerden başladım nereye geldik farkında bile değilim. Unutmadan bir ek daha!

Aykut Kocaman son 7-8 basın toplantısında kayıplar sonrası rakip nasıl gol attıysa bunu çalıştıklarını ve oyunculara bunlara dikkat etmesi gerektiğini söyledim dedi. Bunlar hep gözden kaçtı ama oyuncularına hep bir mesaj vardı. Biz onları değil hocayı astık twitterda...
Son Karabük maçı sonrası da LuaLua'ya dikkat etmeliyiz demiştim dedi LuaLua maçın yıldızı oldu!.. Sahaya girip kendisinin savunacak hali yoktu de mi?

Son söz!
Yazı biterken bir kez daha birileri çıkıp Aykut Kocaman'ı savundu deyip işin içinden çıkmasın diye bir kez daha gitmeli diyorum ama kötü hoca diye değil!(Bu ara iyi hoca olduğunu da düşünmüyorum) Hoca giderse bu takımın başına Mourinho gelmedikten sonra liderin 20 puan gerisinde kalacağını düşünüyorum. Çünkü kim gelirse gelsin sorunlar devam edecek ve gelen isim tüm sorumluluğu yüklenecek. Bunu yabancı bir hocanın yapması neredeyse imkansız gibi. Tabii özel bir kaç isim dışında. Hoca kalırsa takım başarılı olsa bile bunu üstlenen Aziz Yıldırım olacak veya taraftar oyunculara mal edecek. 

İşin özü hoca her durumda kaybedecek!.. Bu yüzden kalmamalı kendine yazık etmesin bu sefer olan Fenerbahçe'ye olsun. Çünkü Fenerbahçe taraftarı bunu şu anda fazlasıyla hak ediyor.. 3 temmuz sonrası her şeyi, herkesi Fenerbahçe düşmanı olarak gören zihniyette; onlara gülüp herşeyi hocaya yoran zihniyette aynı tornanın farklı versiyonlarından çıkmış gibi... Herşeyin hayırlısı olsun ama mümkünse hoca dönmesin. Zira ağzıyla kuş tutsa daha yaranamaz bu taraftara...

Not: GFB'nin tepkisi gayet doğaldır ve istifa demesi kadar normal bir durum yoktur. Hocayı zor duruma sokan ''istifa'' diye bağrılması değil sonradan hocayı savunmak adına rezil edenlerdir. Hocanın savunulmaya ihtiyacı yok tek ihtiyaç insanların skor ve başarı taraftarlığından vazgeçmesidir. Bu da pek mümkün gözükmüyor

Not 2: Yazı o kadar dağınık oldu ki yazdıktan sonra düzeltmeler için bile tekrar okumadım. Eleştiriye her zaman açığım ama bunu beyninizle yapın lütfen. Eğer 12 numara'nın koyunu iseniz ya da tam tersine bunlara sallayım derken şuursuz Fenerbahçe'li olduysanız zaten boşuna okudunuz. Eyvallah...

***
edit:

Dünyanın her yerinde hoca taraftarın sevdiği oyuncuları gönderebilir! Mourinho külübün en büyük bir kaç efsanesinden birisi olan Raul'u ve yanında aşantiyon olarak Guti'yi postaladı! Ama yıllardır Barcelona'nın altında ezilen takımı şampiyon yapınca kimse bunları iplemedi bile! Bu sezon dibe vurmuş durumdalar ve Casillas 10 yıl sonra yedek bırakıldı. Şimdi Real taraftarının konuştuğu şu: ''Raul, Guti gitti sıradaki Casillas mı?'' Eğer takım lider olsa bunu kimse iplemezdi şimdi Raul dosyası tekrar açıldı! Futbol her yerde aynı taraftar her yerde aynı mantıkta... Her şey başarıya bakar ve hoca başarısız işe bu yüzden eleştirmekte bunları söylemekte haklısınız ama bu size uydurma laflarla sallama hakkı vermez, benim anlayışıma göre vermemeli.. Hani adam değil falan diyorsunuz ya ADAMLIK NEDİR? SİZİN YAPTIĞINIZ MI!

21 Aralık 2012 Cuma

Efsaneler!

Gelmiş geçmiş en iyi oyuncu deseler cevabım Messi olmayacak! Zidane diye bir adam vardı hanımlar beyler.. Pekii senin için en iyi forvet kimdi deseler cevap beyaz tshirtlü şişko eleman olurdu! Gerçek Ronaldo! Nam-ı diğer Fenomeno.. Peki senin efsanen kim deselerdi cevap Doktor olurdu! Futbol doktoru: Alex De Souza!.. Zico'yu da unutmamak lazım tabii. Hani öyle bir sempatim olmasa da Şampiyonlar Liginde yaşattıkları hiç bir zaman unutulmayacak...

20 Aralık 2012 Perşembe

Şampiyonlar Ligi Eşleşmeleri

En şanlı kurayı bizde Galatasaray, Almanlarda Schalke çekti gibi duruyor. GS taraftarları elbette  çok memnun ama diğer yandan S04 taraftarları da pek şikayetçi değil gibi durumdan. Bu iki takımın dışında Juventus en iyi kurayı çekmiş gibi  duruyor.

Kısaca turları kimin geçeceğini tahmin edelim. Sonra bakalım ne kadarını tutturabilecez.
GS-Schalke eşleşmesi için şu anda bir şey söylemek zor zira Alman takımı baya çalkantıda. Gruptan lider çıkmalarına karşın ligdeki kötü gidiş sebebiyle Stevens  kovuldu. Bu tur ortada bana göre. İlla bir tahmin yapacaksak GS diyelim... Bu arada devre arasında Huntelaar ve Holtby gibi takımın en önemli iki oyuncusu ayrılabilir. Bu maç için konuşmak anlamsız bekleyip görmek lazım.

Celtic-Juve eşleşmesinde Torino ekibi baya ağır basıyor. Gönlüm illaki Celtic'ten yana ama Juventus uzun bir aranın ardından avrupada çıkış arıyor ve bu turu geçen taraf olur.

Arsenal-Bayern eşleşmesi fazlasıyla canımı sıktı. Arsenal'e olan sempatimi bilen bilir. Bayern oldukça zor bir rakip oldu.. İki takımda pasa dayalı oyun sistemini tercih ediyor. Burada fark yaratan oyuncular kazananı belirler ve şu durumda Bayern'in bu yönde avanajı biraz fazla gibi. Ben yine de duygusal davranıp Arsenal turu alır diyeyim:/

Shakhtar-BVB eşleşmesi bu turun en güzel maçlarına sahne olabilir. Klopp'un sarı sayihla takımı gruplarda esti geçti. Lucescu'nun Shakhtar'ı da son şampiyon Chelsea'yi arkasında bırakıp şu maçta liderliği kaybetti. Enteresan eşleşmeler olacak sahada. Zor maçlar olsa da BVB turu geçer farkı yaratan oyuncu İlkay Gündoğan olur!

Milan-Barcelona maçlarında Milano ekibinin ismi var ama Barça'nın rakibi kim olursa olsun  korkan taraf oluyor. Milan'ın bu eşleşmede tek şansı Barça TD'ü Tito Vilanova'nın hastalığı.  Herşeye rağmen Katalan ekibi turu geçen taraf olur.

Real Madrid-Manchester United  bu turun en dev eşleşmesi diyebiliriz. Mourinho'nun takımı bu sezon ligde havluyu erken attı gibi gözüküyor. Tek hedef şampiyonlar ligini kazanmak ve bu yolda rakip kim olursa olsun sonuna kadar zorlayacaklardır. ManU ise bu sezon Van Persie'nin katılmasıyla farklı bir kimliğe büründü. Diğer maçlarda olduğu gibi taktik analize girmeden tahminimizi yapalım. ManU turu geçer!!

Valencia-PSG ilginç bir eşleşme oldu. iki takımda kimlik oturtma çabasında şu sıralar. Valencia yeniden güçlü bir takım olmak için uğraşıyor, PSG ise harcadığı paranın karşılığını henüz alabilmiş değil. O döneme kadar Paris ekibi kadrosunu oturtur ve bu turu rahat geçer!

Porto-Malaga turun son eşleşmesi. Malaga bu sezon iman kuvvetiyle oynuyor desek yeridir. Maddi sıkıntılar sebebiyle oldukça zor durumda olmalarına karşın oyuncular ŞL'de başarılı olup bu sorunu aşmaya çalıştı ve gruptan lider çıktılar. Bu direniş ne zamana kadar sürer bilmiyorum ama takımda kimyanın uyduğu bir gerçek. Devre arasında Isco'yu kaybetmezlerse Malaga'nın şansı var. Diğer tarafta son yıllarda buraların müdavimi Porto var. Oyuncular teknik adamlar değişti ama başarı hiç değişmedi. Sistem eksiksiz ve tıkır tıkır yürüyor. Tur bana göre ortada ve kazanmaya yakın olan taraf Porto! (Malaga dememek için kendimi zor tuttum.)

Turlara dair tahminlerimi yazdım. Sizde yorum kısmına tahminlerinizi yapın hepsini tutturuna güzel bir hediye verelim. 

17 Aralık 2012 Pazartesi

Twitter'da Derbi!

Malum son bir kaç yıldır twitterla maç seyretmek bağımlılık haline geldi. Maçın adı derbi olunca işler biraz daha alevlendi. Arık twitter istatistiklerimiz bile var...

Hakem Sadece Kartını Kullanmaz!


Geçen yıl Hollanda'nın en iyi hakemi seçilerek adını duyurmuştu Serdar Gözübüyük! Geçen haftaki Groningen-VVV Venlo maçında kendisine itiraz eden teknik direktöre öyle bir tepki veriyor ki bunun karşısında kimsenin söyleyecek sözü olmaz sanırım! 

ipucu: ''respect'' = ''saygı''

Galatasaray 2-1 Fenerbahçe | Ruhsuz Derbi

Son yılların açık ara en kötü derbisini kaybetti Fenerbahçe...

Son 10 yılda rakibine karşı kurduğu üstünlüğü yavaş yavaş kaybediyor. Zira daha önce oyun olarak çok kötü olsa da bir şekilde kazanıyordu maçları.

Maçın hemen başında beklenen senaryo sahada gibi gözüktü ama işler tam öyle değildi. Fenerbahçe oyunu kendi yarı sahasında kabul etmek istemedi ve sahaya öne göre yayıldı ama görüntü öyle göstermiyordu. GS top yapmaya çalışırken Fenerbahçe oyuncuların önünde kalıp ceza sahasına sokmamaya çalıştı. Bunu başarmalarına rağmen ''gölge markajı'' yapmak rakibe oyun üstünlüğünü verirken diğer yandan cesaretlendirdi! 

Bekir'in kendi kalesine attığı gol işlerin ev sahibi lehine gitmesini kolaylaştırdı ama GS öne geçmesinin hemen ardından kendisini geriye atarak bir anda işleri terse çevirdi. Topla çıkmayı bir türlü başaramayan Fenerbahçe bir anda rakip sahada çoğalmaya başladı. Sarı kırmızılı takım için savunma yapma fikri intihardı belki ama Semih'in Sow'u iyi marke etmesi, Gökhan'ın berbat bir oyun oynaması ile bu plan tuttu gibi gözüktü. Hasan Ali'nin Süper Lig kariyerinin ilk golünü atması maçın genel gidişatına fazlasıyla uydu. İki takımda ceza sahasına girmekte zorlanırken gol olursa böyle pozisyonlarda olacaktı ve de öyle oldu.

Skorun dengeye gelmesiyle Fenerbahçe top yapmaya başladı. İlk yarım saatte en çok dikkat çeken şey iki takımın kalecisinin de oyunu sürekli degajla başlatması oldu. Kimse risk almadı ve ribaundları toplamaya çalıştı. Yarının sonlarına doğru bunu daha iyi başaran sarı lacivertli takımdı ama oyunun 2. bölgede sıkışması sebebiyle bütün pozisyon girişimleri son pası yapamadan bitti.

Cristian'ın aptalca faulü sonrası baraj kurma esnasında geçen bir kaç dakkada iyice gerilen Volkan topu çıkarmalıyım içgüdüsüyle bir adım soluna atınca Selçuk'un üzerine attığı topu çıkaramaması maçın kaderini çizen etkenlerden oldu. 

İlk yarı biterken iki duran top ve bir uzaktan şu skoru belirlerken toplamda isabetli orta sayısı iki, kaleyi tutan şut sayısı da ondan fazla değildi. İki takımda rakibi ceza sahasına sokmama alanları kapatma taktiğini iyi uygulamış ama hatalardan gelen goller skoru değiştirmişti.

İkinci yarıda futbol adına pek bir şey yoktu sahada. Maç öncesinden ''maçın adamı olur'' dediğim Gökhan Gönül yokları oynarken karşısındaki Riera-Amrabat ikilisi oyunu sürekleyen isimler oldular. Sow, Semih'in markajında kalmaya devam ederken Raul Meireles sadece FB kariyerinin değil belki de tüm futbol hayatındaki en kötü maçını oynadı. Aykut Kocaman Cristian-Sezer değişikliğine giderken çıkan isim -gamsız ve kötü oyununa rağmen- Cris değil Raul olmalıydı. 

GS Umut-Yekta değişikliği ile orta alanı daha sağlama almak istedi ve bunu başardı belki ama Fenerbahçe bu değişiklikten sonra savunmada rahatladı. Krasic'in de oyuna girmesi ile baskı kurma çabası beceriksizlikten sonuç vermedi. Pili bitmeyen adam Kuyt'ın  şase yapması ile sahaya giren Stoch maç bitene kadar neredeyse top alamadı! Son yılların futbol anlamında en rezil maçı sona ererken Fenerbahçe adına sahada eh işte dedirtecek tek adam sezon başından beri eleştirilen Hasan Ali'ydi...

Fenerbahçe'de hata neydi?
Aykut Kocaman takım 2-1 gerideyken berabere gibi oynanmasına izin vererek hata yaptı. Ancak bunun önüne geçecek yapı sahada yoktu. Oyuncuların alayı vasata bile yaklaşamazken elden gelen pekte bir şey yoktu. Maç sonrası takımı Samandıra'ya desteklemeye gidenler yarın bütün futbolcuların sokağa rahat çıkmasını sağlayacak isimlerdir. Bugün sahaya yürek koyan oyuncu sayısı 2 desem yalan olur! Öte yandan madem kaleden pasla çıkmayıp uzun vuracaktın neden Semih kadroda değildi diye soralar adama? Senin son çeyrekte sahada yer alan iki hücumcu oyuncun Stoch ve Krasic'se sen uzun top atmazsın oyunu kanatlara yönlendirip topla kaleye gidersin. Sahadaki malzeme ile yapılmak istenen iş taban tabana zıttı!

Galatasaray'da Hata Neydi?
Bugüne kadar 442 ile başarıya giden takım bugün maçın belli bölümlerinde geriye yaslanarak hataların en büyüğünü yaptı ama Fenerbahçe'nin kaleye gidecek takatinin olmaması bunun gözden kaçmasını sağladı. Gökhan Gönül bu kadar kötüyken o kanadı işlemek için geç kalmaları da günün Terim adına hatalarından birisiydi ancak ikinci yarıda bunu fark ederek Amrabat'ı daha çok kullanıp hatadan döndü.

NOT: Son dakikalarda Elmander  hazırlanırken son anda bir baktık Emre Çolak oyuna giriyor! Bilmiyorum bana mı öyle geldi ama Burak-Elmander değişikliği yapılacakken son anda vazgeçildi! Zira bu değişiklik yapılsa sahada 7 yabancı olacak ve GS hükmen kaybedecekti! Belki de bana öyle geldi, belkide hatadan son anda dönüldü...

Fenerbahçe ilk kez Alex'i bu kadar aradı!
Özellikle ikinci yarıda oyunun sıkıştığı anlarda ve ilk yarıda son pasların hep savunmadan döndüğü dakikalar akla gelen ilk isim Alex'ti sanırım.. Kaptan sahada yer alsa tek pasla sorunu ortadan kaldırabilir Sow'u Semih'in markajından kurtarabilirdi. Arena'da 2-1 kazanılan maçta Ziegler'e attığı pasın benzeri bu maçın kaderini değiştirebilirdi.

Hakem skoru etkilemedi ama seyirciyi katletti!
Halis Özkahya bana göre memleketin en kötü hakemi! Bu maçta öyle ahım şahım büyük hatalar yapıp skoru etkilemedi belki ama düdüğü emzik gibi kullanıp dakka başı çaldığı düdüklerle zaten olmayan oyun temposunu daha da düşürdü! Özellikle frikiğin kullanılması esnasında ısrarla orayı düzeltmeye çalışmak yerine kullandırıp bozan oyuncuya sarı kart çekmeyi bir türlü akıl edemedi. En ufak müdahalelerde düdük çalıp oyunun önüne set çekenlerden birisi oldu. Meireles'e yapılan faulü vermedikten sonra yaptığı itirazdan ikinci sarı kartı çekemedi. Halbuki bir dakika önce Topal'a itirazdan sarıyı rahatlıkla çıkarmıştı. Raul hakemle oynamaya devam edince az önceki pozisyonu unutmadığı için faul olduğu bile tartışılacak hareket sonrası ikinci sarıyı çıkartarak hatayı telafi etmeye çalıştı. Özkahya bugün İngiltere'de bir maç yönetse maç sonunda sarı kart sayısı 20yi  bulurdu muhtemelen.. Bu adamla yürümez şimdiden söyleyim yarın başka takımları yaktığı zaman aklınızda bulunsun!

Sonuç
Berbat maçın galibi Galatasaray olurken Fenerbahçe'nin eksikleri biraz daha göz önüne serildi. Maç sonunda Aykut Kocaman Karabük maçından sonra transferi değerlendireceğiz dedi. Değerlendireceğiz demeye gerek yok bu takımın orta sahada ''fark yaratacak'' adama ihtiyacı gün gibi belli. Sezer Öztürk'e bel bağlamakla, Cristian'ın keyfini beklemekle olmaz bu iş o çok net belli.

Galatasaray için ise şans artık döndü gibi gözüküyor. Kadıköy'de mağlubiyet serisini kazanamasalar da durdurdular ve evinde de kazanmaya başladılar. Kadıköy'de ki maç rekabetin seyrini belirleyecek gibi. Lig daha uzun maraton ve bu iki takım sezon sonuna kadar işi götürecek gibi gözüküyor. Şimdiden sezon sonunu konuşmak anlamsız. Önce ocak ayını ve takımlara eklemeleri görmek lazım... 

GALATASARAY: 2 - FENERBAHÇE: 1
Stat: Türk Telekom Arena
Hakemler: Halis Özkahya, Ekrem Kan, Volkan Narinç
Galatasaray: Muslera, Eboue, Semih Kaya, Dany, Riera, Hamit Altıntop, Selçuk İnan, Melo, Amrabat (Dk. 90 3 Elmander), Umut Bulut (Dk. 65 Yekta Kurtuluş), Burak Yılmaz (Dk. 90 2 Emre Çolak)
Fenerbahçe: Volkan Demirel, Gökhan Gönül, Bekir İrtegün, Yobo, Hasan Ali Kaldırım, Mehmet Topal, Meireles, Kuyt (Dk. 77 Stoch), Cristian (Dk. 65 Sezer Öztürk), Caner Erkin (Dk. 68 Krasic), Sow
Goller: Dk. 10 Bekir İrtegün (Kendi kalesine), Dk. 36 Selçuk İnan (Galatasaray), Dk. 23 Hasan Ali Kaldırım (Fenerbahçe)
Kırmızı kart: Dk. 82 Meireles (Fenerbahçe)
Sarı kartlar: Dk. 19 Dany, Dk. 78 Selçuk İnan (Galatasaray), Dk. 72 Sezer Öztürk, Dk. 79 Mehmet Topal (Fenerbahçe)

15 Aralık 2012 Cumartesi

Messi'nin Kramponları!

Yarınki Atletico Madrid maçında Messi bir hayranının tasarladığı ve üzerinde kendisinin ve oğlunun isminin yazdığı bu kramponlarla sahaya çıkacak. Barcelona'nın giyim sponsoru Nike'ı Messi'nin sponsoru olarak geçmek isteyen Adidas Messi&Thiago ikilisinden daha çok ekmek yiyecek gibi gözüküyor :)

Mesut 2010 Dünya Kupasından sonra sadece kariyer sıçraması yapmadı, Bremen'den Madrid'e geçmesinin ardından imajında da baya baya değişiklikler oldu. Mesut'un ergen dönemlerindeki apaçi tarzını bilen bilir. Yerel deyimle tam bir Alamançıydı kendisi. Sonra her futbolcunun kariyerinin bir döneminde denediği uzun saç ve bandana denemesini yaptı! Ondan sıkılmış olacak ki saçları tekrar kısalttı ama bu sefer apaçi tarzına bürünmedi. Herif bildiğin giyinmeyi öğrendi yahu. Best Model yarışmalarına falan katılsa azımsanmayacak şansı var! :)

Derbi Öncesi #3 | 1996-2000 Reloaded

"Derbi bu tabii, tahminde bulunmak doğru olmaz. Havası farklıdır, favorisi olmaz." vs vs...

Pazar sabahı ülkenin futbol seven insanları televizyonları açacak, spor kanallarına gidecek ve bir dolu yorum dinleyecek. Fakat, şu yukarıdakileri illaki birileri kullanacak. Doğruyu söylememek için lafı 40 yerden çevirecekler. Ama burası TV veya radyo değil, lafı dolaştırmaya gerek yok...

Son yıllarda Galatasaray'ın kazandığı kaç tane derbi hatırlıyorsunuz? Bir, birden daha fazla? Haydi, örneklemi biraz daha küçük tutalım. TT Arena açıldıktan sonra sadece 1 kez galip gelebildi G.Saray. O maçın öncesini, ne şartlarda, nasıl bir fikstür yoğunluğuyla oynandığını da hatırlamak gerek. Mazeret değil fakat doğru; Fenerbahçe'nin yarışmaya çalıştığı şekilde başka hiç kimse şampiyonluk için yarışmadı. Yahu, tercümana bile tedbir kararı koydular. Adamcağız maç sırasında karakoldaydı. Bu ülkede futbol teröristleri bile maç sırasında olmaları gerektiği şekilde karakolda olmuyor, kimse de bunun peşine düşmüyor. 

Varsayalım ki, hakikaten  masallara inanıp  'şike' var dediniz. Fenerbahçe şikeyi tercümanıyla mı yapmıştı mesela? G.Saray'ın kazandığı 3-1'lik galibiyeti tercümana verilen tedbire bağlamıyorum, hayır. Öncesinde dönen küme mi düşürsek yoksa puan cezası mı versek? Puan cezasını şimdi mi versek, en kritik maçın öncesine mi bıraksak? Savcının '90'a taktığı gol' FIFA Puskas Ödülü'ne aday oldu mu, o kısmı kaçırdım da ben.

Türkiye'de çoğu teknik adam maç öncesi soyunma odasında taktik konuşmaz. Konuşmak isteyen, yetisi olabilenler ise ya o fırsatı bulamaz, ya da taktiği dinlemesi gereken futbolcuların çok başka sorunları vardır, ödenmeyen maaş çekleri gibi... Aykut Kocaman, maç sonrası teknik taktik konuşulacak maç değil derdi hatırlarsanız. Çünkü, soyunma odasında da oyuncuları manşetlerden, cacık yapılan, ruh çağrılan futbol programlarından, şimdi Galatasaray AŞ CEO'luğu yapan ancak o günlerde TFF YK üyesi olmayı fırsat bilip Cornu'yla Fenerbahçe'nin Avrupa'ya nasıl gidemeyeceği üzerine yüzde problemlerinden,  her gün medyanın 'rahatlıkla' sorabildiği 'şike' sorularından çıkarıp, futbola odaklayabilmek maharet isteyen bir konu. Kocaman'ın hakkını verelim. 

12 Mayıs'a gelelim. Fenerbahçe'nin sabırlı oyundan, baskılı oyuna geçtiği dakikalara yan hakemin hızlı el hareketleriyle Dia'nın temiz top çalmasına faul vermesi ve Cüneyt Çakır'ın çıkardığı kırmızı kart. Sonra çığrından çıkan bir maç ve kaybedilen bir final...

O günler geride kaldı. Şimdi psikolojik olarak daha denk bir maç mı bizleri bekliyor? Saf olmayın. Bu asla gerçekleşmeyecek bir 'ütopya'. Yıldırım Demirören'in Caner 'e çıkan kırmızı karta ve PFDK'nın verdiği cezaya ilişkin savunmasına denk gelmişsinizdir. Hemen hemen şöyle demişti, bakın Veysel Sarı itiraf etti, demek ki Fırat bu lafı duymuş, bunun için çıkarmış kırmızı kartı. Peki, Caner'e verilen 2 maç ceza? Şeytanın avukatlığını yapıp şöyle soralım; hani olmaz ya, dünya tersine döndü de Selçuk İnan'a hakemin biri böyle bir ceza verdi. PFDK da bir akıl tutulması yaşadı, o zaman yaşamaz ya, 2 maç ceza verdi. Şöyle bir gözünü kapat ve düşün. Yok düşünemiyorsun, ben de düşünemiyorum. Neyse, konuyu oraya değil buraya çekeyim. 

Tekniğe taktiğe gelelim. Fatih Terim'in abartıldığını düşünüyorum, çok fazla hem de. KDÇ Karabükspor maçı mesela. Ahmet İlhan Özek, G.Saray sağ kanadını 90 dakika boyunca felç etti. Ben TV'den izliyordum, Terim kenardan. Ben bu konuya bir şey yapmadım, öyle bir görevim yok. Fakat, Fatih Terim de yapmadı, öyle bir görevi olmasına rağmen. Basit bir konu. Karabükspor sadece 2 türlü atak geliştiriyordu. Ortadan LuaLua'nın topla birlikte yaptığı driplingler ve Ahmet İlhan'ın önündeki geniş alana yaptığı koşular. Halbuki, Eboue daha defansif oynamaya başlayıp, LuaLua'nın cirit attığı savunma ve orta saha arasındaki tavşan deliğine biri konumlandığı zaman Karabükspor tıkanmaya başlayacaktı. Bakın, gerçekten bu kadar basit. 50 bin tane maç izledik bugüne kadar. Hepsi kör dövüşü değildi. Her etki tepki yarattı ve biz de bunları gördük, inceledik, süzdük. Burada genelde etki de tepki de masabaşında oluyor ya her neyse...

Fenerbahçe normal şartlar altında bu maçı kazanır. Arena deplasmanını gözünüzde büyütmeyin. O stada truva yapmış biri olarak söylüyorum. G.Saray taraftarı 2 grubu çok fazla 'olumsuz' etkiliyor.  1 hakem kadrosunu, 2 kendi oyuncularını. Topu Fenerbahçe oynamaya başladığında, tribün rüzgarı tersine döner, yakılan mangallar söner. 

Ancak, hakem konusu tam olarak böyle değil. STSL'de Arena'ya deplasmana gelmiş bir takım, eğer son 15-20 dakika avantajlı bir skora sahipse, ki bu takım Karabük ve G.Antep'ti mesela, hakemler sıralı sarı kart oyunu oynuyor. Faul yapsın ya da yapmasın, düdük faul gerekçesiyle çalınıyor ve sarı kırmızılı olmayan oyuncuya kartlar rahatlıkla çıkarılıyor. G.Saray sağlı sollu duran top kullanmaya başlıyor. Bu cendereden bir takımın çıkması kolay değil. 

Mesela, bu maça Yunus Yıldırım da verilebilirdi, fakat verilmedi. Yunus Yıldırım sertliğe izin veren bir hakem. Ancak, raydan çıkması kolay olan Halis Özkahya verildi. Özkahya'nın sahada pimi çekilmiş bomba gibi dolaşması için 15 dakika yeterli. İlk hatalı kararından ve hatta Meireles, Mehmet Topal, Hasan Ali, Bekir gibi kritik pozisyonda oynayan bir oyuncuya çıkacak sarı kartı yeterli. Sonrasını hep birlikte göreceğiz. Bakın bu iş fal bakmak değil, her şey apaçık belli. Futbolcular gibi hakemlerin de bir karakteri vardır oyun içinde. Halis Özkahya kolay dağılabilecek bir hakem. Ancak, en azından Bülent Yıldırım değil, kabul ediyorum. 

Geçen sezon Süper Final'de Fenerbahçe buradan çıkarken ve Mehmet Topuz eğlenirken, Fenerbahçe Sow'u daha maçın başında kaybetti. Meireles, Mehmet Topal gibi soğukkanlı orta saha adamları yoktu. Kuyt gibi bu tip maçlarda ekstra oynayan bir adamı yoktu. Son 15 dakika girebilecek bir Krasic'i bile yoktu. Stoch, Bienvenü, Özer vardı. Galibiyet golünü bu adamlarla buldu Fenerbahçe. 

İlk cümleye geri dönelim ve karından konuşmak yerine tahmini yapalım. Ancak, şartlı bir tahmin olacak bu. Halis Özkahya sapıtırsa oyun Rus Ruleti'ne döner, mermi kimin kafasında patlarsa o kaybeder. Halis Özkahya sapıtmazsa Fenerbahçe buradan 'rahat' çıkar. Tıpkı 8 Eylül 1996'da olduğu gibi...



Zeki Rıza




14 Aralık 2012 Cuma

Derbi Öncesi #2 | Taktik Değil Mental Güç Kazananı Belirler!


Geçen sezonu baz alarak  “Galatasaray ezer “ demenin şu an için hata olduğunu belirtmemiz gereken bir maç. Geçen sezon olağanüstü bir sezondu. Hatta genel hatlarla söylemek gerekirse, geçmişin mazi olduğu, her maçın ayrı bir anlam, gelişme taşıdığı bir yüzyıllık hikayedir.  Türkiye’nin en büyük rekabeti.
2011’in karanlık, soğuk bir çarşamba akşamındaydı Galatasaray’ın aslında psikolojik yenilgiden bir an sıyrılıp rakibini ezmesi, üstüne liderlik koltuğunu alıp bir daha vermemesi. 1 yıldır ülke futbolunun zirvesinde olan iki takımın maçında o akşama göre roller tamamen ters. Kafası tamamen futbolda olan takipçi rolünde Fenerbahçe, üzerinde liderliği kaptırma kaygısı ile sahaya çıkan taraf ise Galatasaray bu kez. Bu maçın ardından lig için kesin konuşmak yine yersiz olacak zira önümüzde kocaman bir 18 hafta var, fakat rakibe net bir mesaj vermek açısından kritik bir maç.

Fatih Terim yıllardır bilinen bir teknik adam. Kontrollü oynamayı sevmez, daima önde basıp rakibi hataya zorlayıp sonuca gitmeyi hedefler. Fenerbahçe ise zıt karakterde bir ekip, özellikle deplasmanlarda. Kocaman’ın Galatasaray gibi yüksek profilli maçlarda, özellikle Avrupa maçlarında bu yapı ile başarılı olduğunu söylemek mümkün. Avrupa’da ki 5 deplasmanın dördünde kazanan Sarı-Lacivertliler, deplasmanda büyük oynamayı öğreniyor gibi görünüyor. Fenerbahçe’nin mevcut kadrosunda derbi atmosferinden etkilenecek çok oyuncu yok, yapı itibariyle bir tek sol kanadın panik yapabileceğini düşünüyorum. Sarı-Lacivertliler son yıllarda derbilerde hep daha soğukkanlı kalan ve bu sayede genellikle kazanan taraf oluyordu.

Teknik taktikten ziyade mental olarak daha iyi olan takım ayakta kalıp avantajı elde edecek bu maçta. Fenerbahçe’yi özellikle erken gol yemediği takdirde şanslı görüyorum. Bu tip maçlarda kilidi kıracak etkenler genelde duran/yan toplar ya da uzaktan şutlar olur, en azından Fenerbahçe açısından. Kuyt, Cristian, Meireles gibi silahlarla bu tip durumlarda son derece etkili bir Fenerbahçe bekliyorum. Galatasaray’da kilit isim Umut Bulut

Fenerbahçe’ye her zaman sıkıntı yaratan Umut önde basarak savunma yıpratan özellikleriyle Bekir-Yobo ikilisine fazlasıyla zor anlar yaşatabilir. Galatasaray için kilit nokta ön ikili haricinde de skor katkısı bulmak, geçen sezon bunu yaptıkları tüm derbilerde avantajı ellerinde tuttular. Bu anlamda orta alan oyuncularının üretkenlik bakımından bu sezon özellikle sınıfta kaldıklarını belirtmek gerek.

Galatasaray deplasmanında istediğini alıp dönmenin yolu sakin kalıp hızlı hücumlarla rakibi vurmak, ya da bireysellikle sonuca gitmek. Galatasaray deplasmanında oyun kontrolü genelde Galatasaray’da olur, dominant bir Fenerbahçe beklemek ütopik bir yaklaşım olur. Ama akıllı bir Fenerbahçe görmek mümkün ki Sarı-Lacivertliler bunu yapabileceklerini gösterdiler. Kontra-atak yapmanın ne olduğunu unutan Fenerbahçe’nin sakin kalarak ve bireysel yeteneklerini kullanarak en azından yenilmeden dönmesini bekliyorum. Galatasaray geçen seneden hala uzakta, kendi benliğini arıyor, Fenerbahçe ise çok eleştirilse de sonuç itibariyle “basarılı bir ilk yarı geçirdim” diyebilmenin 180 dakika uzağında!.. Galibiyet Sarı-Lacivertlilerin havasını değiştirir ve onlar bunun farkında..

Oğuzhan Oğuz

Hafta Sonu Futbol Ekranı

14 Aralık Cuma
20:00 Eskişehirspor - Bursaspor @Lig TV
21:30 Bayern Münih - B.Mönchengladbach @TRT Haber

15 Aralık Cumartesi
14:00 Adanaspor - Karşıyaka @TRT 1
14:45 N.United - Manchester City @Lig TV 3
16:00 Mersin İY - Akhisar  @Lig TV
16:30 Bayer Leverkusen - Hamburg @TRT Haber
17:00 Liverpool - Aston Villa @Lig TV 3
19:00 Gençlerbirliği - Beşiktaş @Lig TV
19:00 Elazığspor - Gaziantepspor @Lig TV 2
19:30 Schalke 04 - Freiburg @TRT Haber
23:00 Sevilla - Malaga @Ntv Spor 

16 Aralık Pazar
12:30 Corinthians - Chelsea @Ictimai TV
13:30 İstanbul BŞB - Trabzonspor @Lig TV
13:30 Karabükspor - Sivasspor @Lig TV 2
14:00 Göztepe - Adana Demir @TRT Spor
16:00 Chievo - Roma @TRT Spor
16:00 Orduspor - Antalyaspor @Lig TV
16:30 Hoffenheim - B. Dortmund @TRT Haber
17:30 Willem II - Ajax @S Haber
18:00 WBA - West Ham @Lig TV 3
18:30 W. Bremen - Nürnberg @TRT Haber
20:00 Real Madrid - Espanyol @Ntv Spor 
20:00 Galatasaray - Fenerbahçe @Lig TV
22:00 Barcelona - Atletico Madrid @Ntv Spor 

17 Aralık Pazartesi
20:00 Kayserispor - Kasımpaşa @Lig TV
20:00 Çaykur Rizespor - Bucaspor @TRT Spor
22:00 Reading - Arsenal @Lig TV 3
22:30 Celta Vigo - Real Betis @Ntv Spor 
tribundergi.com

Derbi Öncesi #1 | Analizde Bi' Yere Kadar!


Galatasaray maçının, daha doğrusu derbilerin maç öncesi analizlerini fazla dikkate almamak lazım. Rijkaard’lı dönemde güzel futbol oynayıp, ligde çok iyi giden bir GS’yi Kadıköyde kolay yendik beklentilerin aksine. Tersine 2 sene önce ligin ortalarında gezen Galatasaray, derbi öncesi Hagi’yi getirip bizden hiç beklenmedik şekilde Kadıköy’den 1 puanla döndüler. Geçen sene Arenadaki Play-off maçını kazandık her ne kadar kötü oynasak da! Böyle maçların tahmini olmaz, en fazla mevcut durumların analizi olur. Bu anlamda Fenerbahçe’nin son maçlarda iyiye gittigini, savunmada temel sorunları bir nebze olsa ortadan kaldırdığını düşünüyorum. Hasan Ali’nin form bulmasıyla, Bekir’in performansıyla bu anlamda gelişim var her ne kadar istenilen noktada olmasa da. Alışılmışın aksine, savunmada kapanmamamıza yardımcı olacaktır Bekir (hoca aksi bir direktif vermezse tabi).        Galatasaray’ın orta sahadaki üstünlüğü geçen seneye göre ortadan kalktı diyebiliriz. Melo’nun düşük formu, Selçuk’un “ne denerse oluyor” modundan çıkması, kanatlardaki verimin düşmesi. Bu bölgede üstünlüğü sağlayıp bizim geride kalmamızı zorladılar son maçlarda. Meireles’in gelmesiyle bu konuda biraz daha rahatlarız. Top çıkarmada çok önemli bir oyuncu çünkü topu temiz çıkarmak sırf topu takım arkadaşına teslim etmekle olmuyor olmuyor, zamanlama, oyunun temposunu ayarlama, gerektiğinde uzun, gerektiğinde geriye, gerektiğinde degaj gibi konular geriden oyun kurmada çok önemli. Bu konuda usta olan Meireles bizim ataklarda baş mimar olacak gibi. 

Sezon başından beri takımın lideri durumunda olan Kuyt’dan da beklentim oldukça fazla. Aynı Meireles gibi, onunda ‘doğru’ futbol anlamında yapabilecekleri oldukça fazla. Takimi sakinleştirmek, top tutmak, presi doğru zamanda, doğru bölgede uygulamak gibi aslında temel olan ama bizim ülkede savruk bir şekilde yapılan hareketleri Kuyt’dan bekliyorum. GS’in son derbilerdeki savunmadaki rahatlığı da gitmiştir. Ujfalusi’nin yokluğu ve bizim Sow silahımız ile orada daha korkak olmalarını bekliyorum. Rakip forvetin korkusuyla tetikte bekleyen bir savunma hattını zorlamak kolaydır. Kanat bindirmelerinde bulunmak (Caner/Kuyt hatta Gökhan Gönül) yada merkezden gelecek oyuncuları (Meireles/Baroni) kullanıp dengesiz yakalamak anahtar olabilir. Sow’un bu maçta defansı sağa veya sola çekmesini bekliyorum, bunu yaparsa merkezde oldukça dengesiz kalır ve hem orta sahadan gelecek Baroni ve Meireles’in yolunu açar, hemde arka direkte tetikte bekleyen Kuyt’un isini kolaylaştırır.

Oldukça teorik ve söylemesi basit, uygulaması zor planlardır tabi. 90 dakika bunu uygulamamızı beklemiyorum tabii.  Maçta girilen pozisyon sayısından çok hazırlanışlarına bakmayı tercih ederim. Kontrolü olup, GS’yi kalemizden uzak tutup, topu aldığımızda da oyalanmadan, 2-3 pasla rakibi hataya zorlarsak maçtan galip taraf olarak ayrılacağımızı düşünüyorum!..

Ceyhun Kaplan