29 Eylül 2012 Cumartesi

Totti ile Diyar Diyar!

Önce başlıktan başlayacak olursak TV'de gezi programları meşhur olmuştu bir ara. Belki hala vardır bilmiyorum ama bunu başlatan Acun olmuştu sanırım. Sonra Ahmet'le geziyorum, Mehmet'le diyar diyar falan bolca program çıktı. Bende geçen hafta 10 günlük süreçte 7-8 şehir gezdim ve bunu buraya taşımaya karar verdim. Bunun devamını yapmak istediğim için oldu biraz.

Yolculuk memleketten Peder ile Samsun ve Ordu'ya gitmekle başladı. Samsun zaten benim ikinci memleket durumunda okuldan dolayı 5 yıl geçirdiğim için. Ardından Ordu'ya sonrada Fatsa ve Ünye'ye gittik. Karadeniz'in kıyısında sevimli ve yaşanır bu iki şehri gördükten sonra dönüş yolu başladı. Bu arada Ordu deyince direk fındık geldi aklıma zaten her yerde gördük bol bol serili fındıkları. Fındık iyidir, candır. Ha birde fotosunu alamadım ama çalışan hamalın bile üzerinde Orduspor forması vardı. Süper Lig'e çıktıktan sonra büyük yatırım yapan Orduspor'a destek var orası kesin.

Ordu'dan sonra Bandırma yolculuğu başladı. Yol üzerinde Angara'nın bağlarını, büklüm büklüm yollarını gördük. Polatlı'da Bugşaşspor armasını görünce aklımıza Arsenal arması geldi direk. Ucundan kıyısından esinlenilmiş gibi geldi bana açıkcası ama çıkıp yok yahu tamamen orijinal derlerse de itiraz edecek halimiz yok. Bu arada her şehirde gördüğümüz ''Sarıgül Mefruşat başarılar diler'', ''Ahmetoğulları  Kooperatifi destekler'' tarzı pankartları Polatlı'da da bol bol gördük. Her yerin bayraklarla donaltılması hoşuma gitmedi desem yalan. En azından ortalıkta Fenerbahçe, Galatasaray bayrakları yerine şehrin takımının filama ve bayrakları vardı.

Ankara'dan sonra yolumuz Eskişehir'e düştü. Eskişehirspor tesislerinin yanından geçerken Ediz aklıma düştü bir anda. Futbolla çok alakalı olmayan babam bile olaydan haberdar olduğunu gösterip olaydan bahsetti. Bunların sağlık kontrolü falan yok mu, nasıl anlaşılmıyor dedi. Diyecek bir şeyim yoktu. Ediz'i andık ön camı buğulandıran yağmur eşliğinde Eskişehir'i geçtik duraksamadan. Yol üzerinde Bozüyük tabelalarını görünce doğrusunun ne olduğunu da öğrendim zira yıllardır Bozöyük diye biliyordum.

Gece geç saatlerde Bandırma'ya vardık. Ertesi sabah yağ fabrikasında bir kaç mevzu çıktı sonunda iş halloldu akşam üzeri Bandırma'yı turlama şansım oldu. Güzel şirin yer. Her yerde Banvit bayrakları görmekte güzeldi. Takımın salonu içerden süper gözüküyor ama dışardan bi' yenilemeye ihtiyacı varmış gibi geldi bana. Bu arada fotoda gördüğünüz gibi Bandırma'nın boğaz köprüsü de varmış onu da öğrenmiş olduk. Daha fazla kalıp daha fazla gezmek isterdim ama yeniden yollara düştük. İstikamet Çanakkale üzerinden Edirne idi. Bu arada Bandırma'da amma fazla rüzgar vardı. Hiç hazzetmem aşırı rüzgardan...
Boğazdan gemi ile karşıya geçene kadar bir kaç ilçeden geçtik. Yaşanılacak yer dedikleri yerler buralar olsa gerek dedim. Harbiden sessiz sakin, deniz, güneş her şey vardı. Hani özenmedim desem yalan olur. Mutlaka tekrar gelecem dedim kendi kendime ama bu kez tatil için. Bu arada gemi ile karşı kıyıya geçerken biraz soyulduk. O nasıl bir tarifeydi öyle. Belediye 8 lira park parası aldı, o da gemiyi beklerken geçen on dakikada yolun kenarını işgal ettiğin için. Birileri oralarda çok zengin oluyor kesin. Olmuyorsa bile gelişmemesi için hiç bir sebep yok zira deli para akışı var. Cem Yılmaz'ın hesabından günde şu kadar araba geçse falan filan...

Edirne'de küçük bir tur yapma şansım oldu. Öyle büyük bir yer değilmiş ama her yerinden tarih akıyor. Bu arada bir kahvehanede ManU-GS maçının ilk yarısını izledim. Peder dedi ki bu kadar küçük yer bunun parasını nasıl karşılıyor. Mantıklı soruydu ama Azeri kanallarının şifresinin kırıldığından  haberi yok. Zaten futbola çok alakası olmadığını söylemiştim. Bu arada sevgili pederim Trabzonsporludur. Ama sorsan Şenol Güneş'i tanımaz. Ya da tanır mı acaba. Bunu bir sorayım ben.. 

Ertesi sabah pederle yollarımızı ayırdık. Ben erkenden İstanbul yoluna düştüm malum akşam Marsilya maçı vardı. İstanbul'a girişle beraber berbat trafiği ile yeniden tanıştık çekilecek gibi değildi. Gün içinde kuzenle buluştuk ardından İstanbul'da asker olan diğer kuzenle biraz muhabbet derken biletleri bastırdık. Stad etrafında sosyal medyadan tanıştığımız adamlarla yüz yüze tanışma, konuşma şansımız oldu. Akşam maç saati yaklaştı ve stadta yerimizi aldık. Atmosfer muhteşemdi ve bugün mutlaka kazanırız diyordum kendi kendime.

Maç başladı ve ardından marşlar ardı sıra geldi derken Marsilya bastırmaya başladı. Genel çoşku kaybolmuştu zira zaten kırılgan bir yapıdaydık ve yenilecek bir gol atmosferi tam tersine çevirebilirdi. İçimden bir gol yersek Aykut Kocaman istifa tezahüratlarının olacağı geçiyordu. Kötü oyuna rağmen çokta net pozisyon vermiyorduk. Caner pek iyi değildi. HAK ona pası verdiğinde hadi olum bi icraat yap dememle gol olması bir oldu. Tanımadığım adamlarla kucaklaşıyor gole seviniyorduk. Bu arada sesimi yavaş yavaş kaybediyordum.

Devre arasında kötü oyuna rağmen önde olmamız herkesin yüzünü güldürmüştü. Hayatımın en uzun tuvalet kuyruğunda eğleniyordum. Herkes mutluydu ve saçma sapan espiriler yapıyordu. Sanırım önde olmasak bu espiriler yapılmaz, yapılsa bile yapanın ağzına vurulurdu. İkinci yarı başladı kalemizde atakları izlemeye başladık. Zaten ne olup bitiyorsa önümüzdeydi. Önümüzde olmayan Topuz'un ortasına Alex'in kafası oldu. 2-0'dan sonra tribünün ortak kanısı artık geriye yaslanırızdı ama kimse puan kaybını aklına getirmiyordu. Marşlar söylenmeye başlamış, futbolcuların bir bir hatrı soruluyordu nerdeyse. Maça sırtımızı dönmüştük arada sırada dönüp pozisyonlara göz ucuyla bakıyordum. Valbuena topla yaklaşırken gol atacam diye geldi sanki onu tüm tribün hissetmişti. Golü kalemizde görene kadar belkide son bir yılın en iyi tribünü vardı Saracoğlu'nda. Ben görmemiştim en azından bu kadarını diyordum, maç sonunda Aykut Kocaman'da aynısını söyleyince tamam dedim. Son anlarda artık bitsin bu maç diye bekliyorduk. Takım orta sahayı geçemiyor, Saatçi Bienvenu yerde döbelenip duruyordu. Stoch topu elle kesince küfürler kulaklarımı aşındırdı. Ardından gelen ortada ''laaaannn'' derken top kornere gitti. Açı itibari ile bir an gol sandım yıkıldım. Artık son top diyordum içimden zira uzatmalarda kaçıncı dakika olduğunu o an orda bilemiyorsunuz. Orta geldi ve çizgiden çıkmadı. Çıkmadı o top oradan işte. Başımı ellerimin arasına alıp öylece kaldım. Ne kadar kaldım bilmiyorum ama bıraktığımda etrafımda insan sayısı azalmıştı. Aykut Kocaman'a yönelik eleştiriler ya da siz ona ağız dolusu küfürler deyin tavan yapmıştı. Biraz oturduk ve sonra çıktık.

Çıktıktan sonra nereye gidelim bilemedik.. Öylece anlamsız şekilde dolandık sokaklarda. Yoğurtçuda sırtımı Alex'e verip yarım saat falan oturdum. Bir ara yanımıza gelen bir grup Alex'le foto çektirdi. Oturdu muhabbet etti. Birisi Alex kim abi falan heykeli dikiliyor dedi, kalkıp ağzının ortasına vurasım geldi ama ona bile dermanım yoktu. İşin garibime giden kısmı da heykelin üstüne çıkıp foto çektirmek oldu. Heykel saygıdır ulan üstüne çıkmak ne oluyor? 

Neyse Alex'le vedalaşıp, Lefter'e selam verip bir cafe bulup oturduk. Sabaha kadar neden böyle oldu soruları kafamın içinde dolandı durdu. Her çayımı yudumlayışımda sorunun cevabını aradım ama bulamadım. 

Sabah kuzeni otobüse bindirip bir şekilde akşam ettim. Maslak'a Doğus Medya Center'a gittik. Yenilsen de Yensen de için tanışma toplantısı vardı. Bir odaya girdik oturduk o sırada selaam deyip içeri ince hoş bir hanım girdi. Ekranı kaplayan, vamp kadın dediğim Dilara Gönder'di giren. İncecik sevimli bir hali vardı. Oturacak sandalye bulamayınca karşıma bağdaş kurup oturdu. Buradan +10 puan yazdım zaten:) Şaka bir kenara muhabbet ilerledikçe ona karşı ön yargılarım yıkıldı. Erkek gibi kadın derler ya (bunu olumsuz manada kullanırız ama benım için çok olumlu) tam da öyleydi. Hani maça gider avaz avaz bağırırım tam o tip. Kendiyle barışık filan. Neyse sonra ayrılmaz ikili Banu-Bağış geldi selam faslı falan sıradan tanıştık. Bu arada bir yandan hasta olduğum için ve sesimi dün maçta bıraktığım için kendimi pek iyi hissetmiyordum. Programa katıalcaklar bi' saat sonra aranarak söylenecek denildi ve ayrıldık. Yalnız program falan önemli değildi artık. Orada geçen makara, sohbet bile yeterliydi benim için. Bir saat sonra arayıp yarın 10.30'da burada olun denildi.

Ntvspor ziyaretinde en çok dikkatimi çeken şeylerden birisi de üstteki fotoğraftı. Emre Gönlüşen'le ayak üstü tanışma ve sohbet sırasında fotosunu alıp almamda sakınca var mı dedim yok dediği için buraya da rahatlıkla koyuyorum. Bu forma eşsiz onu önce söyleyim. Mehmet Topuz'un olaylı transferinde giydiği BJK forması çerçeveletilmiş. Şimdi bunun
altında buza arayanlar olacak ama bence gayet eğlenceli bir durum:) Bu arada Devrim Çetin ile de tanışma fırsatımız oldu. Adamda sıfır ego hayran kaldım. Hiç tanımadığı biri ile oturup saatlerce konuşur. En azından bende bıraktığı intiba bu.
Yenilsen de Yensen de için bir iki haftadır davet alıyordum ama gitmek benim için meseleydi. E malum uzun yol. Neyse Avrupa maçlarının olduğu hafta sonunda katılma fırsatım oldu. Programın başında söz geldi ve maçla alakalı konuşma fırsatım oldu. Sonrasında tekrardan söz almak istemedim hastalık ve maç sebebiyle sesim pek sağlıklı değildi. Zaten sözde pek gelmedi zira anadolu takımlarının avrupa maceraları büyük takımlardan daha fazla konuşuldu. Bu durumdan rahatsızlık duydum desem yalan olur hatta hoşuma bile gitti o hikayeleri yaşayanlardan dinlemek. Büyükler varken geriye kalanlar hep diğerleri olurdu ama o gün programda diğerleri olan büyük takımlar oldu:) Tekrar katılacaz gibi gözüküyor eğer olursa biraz daha tecrübeli olarak yine muhabbete dahil oluruz ama amaç orda konuşmak değil orda olmaktı zaten. Ben ne yorumcuyum ne de diğerlerinden farklı özelliklere sahibim. Abi sen konuşmadın pek diyeler içindi bu. Oradaki makarayı yerinde yaşamak güzel bir deneyimdi benim adıma. Program su gibi akıp geçti, reklam araları da programdan daha keyifliydi belki de..

O akşam İstanbul'dan ayrılıp Kocaeli'ne geçtim. Geçtim derken iki saat yol 4-5 saaten fazla sürdü trafik sebebiyle. Bir gün Kocaeli'nde kalıp memlekete dönüş yaptık. 10 aranın ardından evde olmak gerçekten harikaydı zira yatağımı özlediğimi fark ettim. Bunu bir daha yapmak ister miyim sorusunun cevabı evet ama yakın zamanda mı derseniz hayır derim.

Yolculuk sayesinde güzel insanlar tanıdım, güzel yerler gördüm. Harika bir deneyim oldu. Umarım bunun ikinci versiyonunu da yazarım. Bunu biraz geç yazdığım için bir çok detayı unuttum ya da yazdıktan sonra aklıma geldi. Bir daha olursa sıcağı sıcağına yazarım o kesin. Atladığım detay şu mesela. Alex, Marsilya maçında bir ara o kadar yoruldu ki Topuz'la yer değiştirip sağa deplase oldu. Bu yüzden çıkması hata değildi. Tribünde o kadar adam bunu fark edemeyip neden çıkar, bu adam Alex'e takmış dedi. Aslında gerçek gözlerinin önündeydi. Her neyse şimdilik bu kadar.

Not: YDYD esnasında çekilen fotoları bana atabilen olursa sevinirim zira orada aldığım mail adresini kaybettim. Okuyup da o fotoları bana atmayan bizden değildir. Eyvallah.
Not 2: Hızlı hızlı ve biraz da geçe bırakım zoraki yazdığım için yazım ve anlam hatası varsa affola...

Hiç yorum yok: